
Eşinize tembel, ahlaksız, sorumsuz ve aptal...v.b. gibi nitelendirmeniz; çocuğun kendini tamamen güvensiz hissetmesine yol açar.
Çocuklarınız doğru yoldan sapmış dahi olsa; sakın teslim olup pes etmeyin.
Eğer çocuğunuzun çıktılarından memnun değilseniz, girdileri, değiştirmeyi deneyin, özellikle sizinle ilgili olanları.
“Kokaini” kendi hür iradesiyle seçti fakat özgürlüğünü, bağımlılık esaretiyle yok etti.
Yüksek ahlaki temelin çocuklara kazandırılması gereken yer evdir. Fakat bu süreç eğitim kurumlarımızda da devam ettirilmelidir.
“Bir adamı ahlakı yönden ziyade kafasal yönden eğitmek, topluma karşı tehdit oluşturmak demektir.
Kontrolünüzü kaybettiğiniz anda, arkadaşınızı ve onların saygılarını da kaybetmiş olursunuz.
Bir çocuğun hayatının ilk dört yılında Anne-babalarından aldığı eğitimin önemi, dört yıllık kolejin verdiğinden çok daha fazladır
BİR GÜL
FİDANI NASIL SUYA, HAVAYA , IŞIĞA VE TOPRAĞA MUHTAÇ İSE; ÇOCUK TA SEVGİNİN
ŞEKATİN , KARŞILIKLI SAYGININ OLDUĞU MUTLU BİR AİLE TOPRAĞINA MUHTAÇTIR.
ÇOCUKLARIMIZ
*-Çocuklarımızı küçük yaşlarında ihtiraslarımıza kurban etmeyelim.
*-Çocuklarımız bizi nasıl mutlu edeceklerini düşünüyor,fakat onları nasıl mutlu
edeceğimizi düşünmüyoruz.
*-Çocuklarımıza verebileceğimiz en iyi sermaye, bağımsız hareket kabiliyetidir.
*-Çocuklara anlayacakları yasa gelmeden masal anlatmak faydasızdır, Üç yasına
kadar ninniler ,ondan sonrada masal ve kısa hikayeler gelmelidir. Ayrıca masal
kahramanları küçüklerden seçilmelidir, çocuk tipleri kafasında kolayca
canlandırabilmelidir
*-Oyun çocuğun en ciddi isidir. Oyun aslında zaman öldürme değil, bir öğrenme
vasıtasıdır. Çocuk oyunlarını izleyin . ne kadar ciddi olduklarını görün.
*- Çocuk ihtiyaç anında annesini yanında görünce kendini güvende hisseder.
*- Çocuklar bebeklik anılarını unutsalar bile hayatı boyunca onun etkisinde
kalırlar.
*-Çocuklarımız evet 'ten önce hayır demeye öğrenirler. onlara evet demeyi biz
öğretiriz.
*-Çocuklara hayatın bir yardımlaşma olduğunu öğretiniz.
*-Çocukları en kızdıran şey; kuru ve hükmedici nasihatlerdir.
*-Çocuk tek büyüyorsa alışılmış şeyleri değil ,onu ikinci plana atan büyükleri
de kıskanır.
AILENIN VEREMEDIGI VE EKSIK BIRAKTIGI TERBIYEYI NE OKUL NEDE TOPLUM VEREBILIR.
SIZ ANNELER...! GUL FIDANLARI YETİSTİREN, HER TURLU HURMETE LAYIK
BAHCİVANLARSINIZ...
*-Çocukta kıskançlık duygusunun alevlenmesi çoğu zaman anne ve babanın yanlış
tutumundan kaynaklanır.
*-Çocukları bir iş yapmış olmak ve adam yerine konmak kadar memnun edici bir şey
yoktur.
*-Çocuğunuzda bazı davranış bozuklukları başlamış ise bunun altında kardeş
kıskançlığı aramanız ve ona göre davranmanız yerinde olur.
*-Küçük kardeşle isiniz bittiğinde büyük olana ,simdi seninle birlikte olalım
diyerek ona vakit ve sevginizi ayırdığınızı gösterin.
*- Çocuğunuz parmak emiyor yada tırnak yiyorsa asil problemin kendine güven
duygusunu yitirmiş olduğunu anlayın.
*-Çocuklar olaylar arasında tuhaf bağlantılar kurarlar. işin ilginç yani bu
bağlantılara kendileri de inanırlar.
*-Çocuklarınıza kavga ve savaş malzemesi olan oyuncaklar almayınız. asıl o zaman
çocuklarınızı kendi elinizle sadist ruhlu yapmış olursunuz.
*-Çocukların pahalı oyuncakları olması demek ,onların daha çok eğlendikleri
anlamına gelmez. kendi yaptıkları basit ve ucuz oyuncaklarla da çok mutlu
olabilirler.
*-Çocuklarda, harcamaları gereken aşırı bir enerji vardır. Eğer bu enerjiyi
boşaltabilecekleri kadar oyun oynamaya fırsat bulamazlarsa, evde çok haşarı ve
kırıcı olurlar.
*-Çocuklara asla yapamayacağınız şeyleri vaat etmeyin.
*-Çocuklar en çok doktor konusunda söylenen yalanları affetmezler. kendilerini
doktora götürürken ; hiç acımayacak. hiç bir şey olmayacak denir, halbuki doktor
iğne yapmak zorunda kalabilir . dişçi ise diş çekmek, canı yanan çocuk anneye ve
babaya olan güvenini kaybedebilir.
EĞER BUGÜN HALA TOPLUMDA İYİ İNSANLAR VARSA ;BUNUN ŞEREFİ OKULLARA AİT DEĞİL
O İNSANLARI YETİŞTİREN AİLELERE AİTTİR.
*-Çocuklarınıza sevmeyi paylaşmayı öğretiniz, onlara daima kıskançlığın,nefretin
bencilliğin zararlarını anlatınız, Terbiye sanatının başı da , sonu da budur.
*-Çocuklar anlayış ve fedakarlığı ailelerinden öğrenirler bunlar bir ailede
yoksa sevgi saygıda olmaz.
*-Sebebi ne olursa olsun çocuklarınıza asla cinsiyetlerine zıt şekilde
giyindirmeyin.onlara cinsiyetlerine uygun bir şekilde davranınız...sözümü mazur
görün''zavallı çocuklar ahmak annelerin fantezileri yüzünden cinsel sapmalara
uğrarlar''.
*-Çocuklarımızın olmak istediği değil de olmasını istediğimiz şekilde
yönlendirmeye kalkarsak onları kendimizden uzaklaştırırız.
*-Çocuklarımıza baskı ile özür diletmeye çalışmayalım. pısırık ve silik
olurlar.Görünüşte kibar söz dinleyen uslu çocuktur. ama gerçekte içine kapanık
cesaretini kaybetmiş,kendisini bulamamış geleceğe güvenle bakamayan anne
babasının gölgesinde yaşayan bir çocuk olurlar.
*-Hiçbir çocuk birbirini sevmeyen anne - babaya güven duymaz.
*-Çocuklarınıza ayıracağınız zaman , başka şeylere harcayacağınız zamandan çok
daha kıymetlidir.
İYİ EĞİTİLMİŞ VE TOPLUMA KAZANDIRILMIŞ BİR GENÇ HEM AİLESİ, HEMDE TOPLUM İÇİN
BİR SERVETTİR.
*-Çocuklarımız sandığımızdan daha anlayışlıdırlar.onları yeterince sever ve
değer verdiğimizi gösterirsek bizi mahcup etmediklerini göreceğiz.
*-Çocuklar önlerinde kötü örnek olduğu zaman büyüklerden daha acımasız ve
merhametsiz davranabilirler.
*-Çocukların ruhlarını ince ve hassas duygularla doldurmak istiyorsanız.onlara
acımayı ve zayıfları korumayı öğretiniz. Tabiat ve hayvan sevgisi
aşılayınız.çiçekleri böcekleri kuşları seyrettiriniz.
*-Bütün mesele çocuğun dilinden anlamak; onunla arkadaş olmak sevmek ve güven
vermektir.
*-Çocuklarda müthiş bir öğrenme arzusu vardır.Anne babayı soru yağmuruna
tutarlar . iyi-kötü doğru yanlış demeden her şeyi sorarlar
*-Çocuklarınızın sorularını en yalın en doğru şekilde cevaplayın sakın cevapsız
bırakmayın.
*-Cinsel konularda sorduğu soruları hiç geçiştirmeden kısa ve onun
anlayabileceği basitlikte cevaplayın..
*-Cinsel konularda sorduğu sorulara ayıp, günah,çirkin diyerek bastırmaya
çalışmayın bu baskı ondaki merakı daha çok artıracaktır. ama basitçe vereceğiniz
cevap onun kafasındaki soruyu çözecektir.
*-Çocuğa bu konuda vereceğiniz cevapta asla detaya girmeyiniz geçiştirmeyiniz
de.
*-Çocuklar sözlerden ziyade davranışlardan etkilenirler. öyleyse sizde
davranışlarınızda hep dürüst ve samimi olmalısınız.
*-Aşırı ilgisizlik kadar fazla ilgide zararlıdır. her şeyin dozunu yakalamak
zorundasınız.
*-unutmayın bazı kayıplar vardır ki asla telafisi mümkün değildir. bu hatalar
vardır ki bunların onarımı imkansız. işte Çocuklarımızda böyledir hata ve kayba
uğramaması gereken önemli varlıklar.
ÇOCUKLARI TANIYOR MUSUNUZ?
Newsweek dergisinin 10 Mayıs’99 tarihli sayısının kapağındaki soru buydu. Amerikan toplumuna sorulan bu soru, “ana babaların çocuklarını ne denli tanıdığını” sorguluyordu. Amerika’da yaşanan şiddet olaylarını yaratan çocukların anne babaları, “onların böyle bir şey yapacaklarının akıllarının ucundan geçmediğini” söylemişlerdi. Pek çok anne baba için de durum hemen hemen aynıdır: “Benim çocuğum mu yapmış? Olamaz böyle şey. Benim çocuğum bunu yapmış olamaz.”
Ergenlerin sorunlarının çoğu kez ortaya çıkan bir olayla patlak verdiğini açıklayan araştırmalar, anne babaların önce bir şok yaşadıklarını da belirtiyor. O zaman da yukarıdaki sorunun önemi çok büyük: “Çocuklarınızı tanıyor musunuz? Ne ölçüde tanıyorsunuz? İç dünyalarını biliyor musunuz? Sizinle paylaştığı şeyleri var mı? Çocuğunuzun arkadaşlarıyla neler konuştuğunu merak ediyor musunuz? Çocuğunuzla arkadaş mısınız?
Bunu sorduğum her anne babanın önce tepkiyle karşılayıp, “Bilmez olur muyum, elbette tanırım, o benim çocuğum” dedikten sonra düşünmeye başladığını gördüm. Bir süre sonra “Tanıdığımı sanıyorum, ama belki de tam olarak tanımıyorum” dediklerini duydum. Hepimiz “çocuklarımızı tanıdığımızı” sanırız, ama nelerini tanırız, nelerini biliriz? Bir anne, çocuğunun hangi yemekleri sevdiğini, hangilerini sevmediğini çok iyi bilir de “çocuğunun hayal kırıklıklarını” bilir mi? Bir baba, çocuğunun okuldaki derslerinin hangilerinde daha başarılı olduğunu bilir, ama gelecekten neler beklediğini bilir mi?
“Çocuklarımızın nelerini bildiğimizi” şöyle aklımızdan bir bir geçirirsek, “tutkularını, özlemlerini, korkularını, kaygılarını, kendisi hakkında neler hissettiğini” bilip bilmediğimizi sorgulayabiliriz. Böyle bir sorgulamayı gerçekten içtenlikle yaptığımız zaman, gerçekte çocuğumuzun iç dünyasındaki çok az şeyi bildiğimizi hayretle görürüz.
Aslında “kendimizi yeterince tanıyıp tanımadığımızı” sorduğumuz zaman da bizi çok şaşırtan sonuçlara varabiliriz.
Bu durumun çok önemli nedenleri var. Özetle görürsek:
· Yeni teknolojilerve eğlence endüstrisi aile yapısını
Değiştiriyor, ergen çağındaki gençler daha çok yalnızlık içinde kalıyor. Evlerimizdeki televizyonlar, radyolar, bilgisayarlar, İnternet, giderek “evdeki konuşma ortamı”nı kaldırıyor, bunun yerini, herkesin kendi algısına, kendi değerlendirmesine dayalı “tekil uğraşlar” alıyor. Bu durumun giderek artan oranda “yalnızlaşma”ya, “birbirine yabancılaşma”ya yol açtığı görülmektedir. Artık bir ev içindeki insanlar birbiriyle ancak günlük gereksinmeler için konuşmakta, duygu ve düşünce paylaşımı ortadan kalkmakta, böylece ortak yaşam değerleri de silinmektedir.
· İletişim ve bilgi teknolojilerinin, yaygınlaşması
yanında “pazar ekonomisi değerlerini” oluşturmakta yaygın biçimde kullanılması da sosyal değerlerde büyük bir değişime yol açmaktadır. Bu durum “çocuklar üzerindeki aile etkisini azaltmakta”, çevre etkisini arttırmaktadır. Bu çevre etkisinin de başında “yaşıtların etkisi” gelmektedir. Pazar ekonomisi değerleri ise “marka düşkünlüğü” ile, “moda ilgiler”i uyarmakla, “araba tutkunluğu” ile, “iyi yaşamayı harcanan para miktarı”yla ölçmeyle kendini göstermektedir. Bunların ruhsal ve sosyal doyum sağlayacak ölçüde elde edilememesi şiddet davranışları için altyapı oluşturmaktadır.
· Gençlerin “özdeşleşim modelleri” büyük ölçüde
değişmektedir. Toplumların olumlu örnekleri olan “bilim öncüleri”, “büyük sanatçılar”, “adalet savaşçıları”, “güçlü politik liderler” artık özdeşleşim örnekleri olmamakta, yeni örnekler “çıkar dünyasının”, “şiddet ortamlarının”, “hızlı zenginlerin” içinde aranmaktadır.
· Gençlerin sosyal değerlerini, inançlarını çevreleri
oluşturmaktadır. Bu yeni çevre de “yakın arkadaşlar”, “İnternet’ten bulunan gruplar”, TV ve sinemanın imajları olmaktadır. Buralardan gelen yoğun etkiler gençlerin “yeni sosyal değerleri”ni oluşturmaktadır. Bu değerlerle ailelerin geçmişten gelen değerleri arasındaki fark çok büyümektedir.
Geçmişten gelen “arkadaşlık, dostluk, dayanışma” değerleri, günümüzün “rekabetçi yarışma ortamı”nda yitip gitmekte, yerini, ne yolla olursa olsun “üstün olma” değeri almaktadır. Gene “dürüst olma, hak ettiğini kazanma, kendi kazandığına sahip olma” değerleri de değişmekte, “ne yolla olursa olsun, kimin olursa olsun sahip çıkma” düşüncesi yeni fırsatçı yaklaşımın değeri olarak ortaya çıkmaktadır.
Bütün bu etkenler birlikte düşünüldüğü zaman, yalnızlık duygusu, bunu gidermek için sanal dünyadan arkadaş bulma isteği (ve kolaylığı), bu yolla aktarılan yeni dünya düzeni değerleri, 12-19 yaş arası gençlerini büyük ölçüde değiştirmektedir.
Peki, durum gerçekten de böyle, ama biz ne yapabiliriz? Bu konuyu da başka bir yazımızda ele alalım.
ÇOCUK ANNE-BABA İLİŞKİSİ
Çocuğun
fizik ve akıl sağlığı içinde normal gelişmesi, hepimizin amacıdır. Bunun için
çocuğun insan ilişkileri açısından da sağlıklı bir ortamda yaşamını sürdürmesi
gerekir. Bugün eğitim ve sağlık koşullarını dengelemekle, daha kişilikli ve
başarılı gençler yetiştirme olasılığı artmıştır. Çocuk, ayrı bir kişi, her türlü
hak ve sorumluluğu olan bir varlıktır. Anne-babanın geçmiş yaşantılarından gelen
kişilik, inanç ve arzularına çocuklar uymaya zorlanmamalıdır. Davranış
bozukluklarında tedavinin temelini, çocukla anne-baba ve çevresinin çocuğa karşı
tutumunu düzeltmek oluşturmaktadır. Örneğin; Tek çocuklarda, kalabalık akraba
çevresinin üzerine düştüğü çocuklarda, onlara karşı gösterilen aşırı
bağımlılığın yarattığı çeşitli duygusal bozukluklar görülmektedir. Bu düşkünlük
çocuğun zihin ve kişilik gelişimini engellemektedir. 6-7 yaşlarında bile hala
annelerince beslenen, anne-baba koynunda yatan çocuklar az değildir.
Her sağlıklı doğan çocuk sizin dengeli bakımınız altında sağlıkla büyüyebilir.
Onun, kendinde varolan kendi ayakları üzerinde gelişme, kapasitesini tanımak
ihtiyacını engellememek gereklidir. Tıpkı bir çiçek gibi bakım ve sevgi, olağan,
makul ölçüde olmalıdır. Aşırı güneş ve su çiçeğe nasıl zararlı olabilirse, aşırı
ilgisizlik veya düşkünlük de çocuk için öyledir.
Anne-Baba Eğitiminin Önemi
Günümüzde icra edilen tüm meslekler, eğitime tabi tutulmakta ve nasıl daha iyiye
doğru götürülebileceği öğrenilmektedir. Bütün bunlar için enerji, zaman ve para
harcanmaktadır. Toplumumuzun ve geleceğimizin ham maddesi olan çocuğun ev içinde
nasıl gelişeceğini, eğitilip yetiştirileceğini öğrenip doğru uygulaması gereken
anne-baba adaylarına da bu meslekte eğitim verilmelidir. Hemen hemen hepimiz,
seçip seçmeme söz konusu olmadan, yetenekli olup olmadığımız soruşturulmadan, ön
hazırlıksız, kurs-test almaksızın ve sınavlara dahi katılmadan yaşamımızın aşağı
yukarı 20 yılını anne-baba mesleğinde geçirmekteyiz.
Anne-babalıkta çocuğu beslemek, giydirmek, sağlığını korumak ve onu okula
gönderebilmek, iyi bir ebeveyn olmak için yeterli değildir. Günümüz çağdaş
dünyası kişiliğini, zekasını ve yeteneklerini de geliştirmiş, kendine güveni
olan bireyler aramaktadır. Eğitim sadece okulların sağladığı bir avantaj
değildir. Gerçek eğitim evde alınan eğitimdir. Bu da sadece yanlışların
düzeltilmesi, öğütlerde bulunmak, uyarmak anlamına gelmez. Çocuk eğitmek,
yetiştirmek, çocuğun kişiliğinin tüm potansiyelinin gelişebileceği bir ortamı
okul dışında ve okulu tamamlayıcı olarak ev içinde sağlamak ve bunun işlevliğini
temin etmek demektir. Uçakların uçuşa hazırlandığı havaalanları gibi ev
ortamları da çocukların hayata hazırlandıkları yaşama uçuş alanlarıdır.
Çocuk eğitiminin bir bölümünü yuva ve okullar yüklenmişse de, çocuk yaşamının
1/4'ünü okulda, 3/4'ünü evde geçirir. Bu açıdan bakıldığında çocukların
yetiştirilmesinde anne-babanın rolü çok daha büyük ve önemlidir.
Anne-babalar günün 24 saatini, hem de tatil hakkı bile kullanmadan yaşamlarının
20 yılını bu meslekte geçirirler. Diğer mesleklerde deneme-yanılma
uygulanabilir. Ancak anne-babalık mesleğinde deneme-yanılmaların sonucu ne yazık
ki çok ciddi sorunlara sebep olmaktadır. Bu nedenle ciddi bir meslektir, eğitim
gerektirir. Ayrıca bir sanattır. Geleceğin ve toplumun temel taşları olan en
değerli varlıklarımız, çocuklarımız için bu sanatın öğrenilmesi, eğitilmesi
gerekliliğine içtenlikle inanıyorum.
Çağdaş Anne-Baba Eğitimi Neleri Kapsayabilir?
1. Yüreklendirme ve Çabaların Takdiri
Çocuk yapılması gereken ve beklenen davranışlarda bulunduğunda hiç bir tepki
gösterilmez, çocuğun böyle yapması normal görülür. Ancak yaptığı en küçük hatada
hemen olumsuz tepkiler verirsek hatalı davranmış oluruz. İkaz ve tepkilerin
işlevliği ancak olumlu davranışlara da gösterilirse geçerli olur. Olumsuz
davranışlara verilen olumsuz tepkiler üzerine kurulu eğitim sisteminde çocuk
kişilik ve yeteneklerini geliştirme olanağı bulamadığı gibi girişimciliğini de
yitirir.
2. Olumlu Pekiştirme
Biz canlılar hazza yöneliğizdir, hoşumuza gidenleri tekrar duymak, yaşamak
isteriz. Aferin, ne güzel olmuşun, sihirli bir etkisi vardır. İşte davranış
mühendisliği denilen bilim dalı haz ve acı ilkesi üzerine kurulmuştur. Haz
durumuna yaklaşır (yemek, okşamak, yakınlık, güzel söz) acı durumundan kaçarız
(kötü söz, bağırma, acı verme, dayak, ceza).
Olumlu davranışı tekrarlatmanın, kalıcı olmasının en iyi yolu, o davranış
görüldüğünde hemen olumlu tepki göstererek, davranışı pekiştirmektir. Aferin,
çok iyi olmuş, çok hoşuma gitti gibi sözler hem davranışı tekrarlatmak için bir
garanti, hem de aile içi sağlıklı iletişimin kaynağıdır. Bunlar zaten böyle
olmalı deyip, tepki vermemek bir eğitim eksikliğidir.
Davranış mühendisliğinin diğer bir yöntemi kademeli yaklaşımlardır. İstenilen
davranış yaklaşık olarak istenilene yakın hale geldiği zaman, anında olumlu
pekiştirme yapılarak çabası yüreklendirilir. Örneğin; çocuk tabağındaki
yemeğinin yarısını hiç uyarılmadan yedi, bitiremedi. Olumlu tepki, bugün
yemeğinin yarısını ben söylemeden yedin, çok memnunum, şeklindedir. Çocuğun
gayreti fark edilmiştir, yüreklendirilmiştir, pekiştirilmiştir. Böylece çocuk bu
davranışı daha sık gösterir. Kademeli yaklaşmalar, davranış istenen kıvamda
olmasa bile olumlu pekiştirme göstermek veya çabayı fark ettiğinizi
göstermektir.
3. Örnek Olmak
Eğitimin diğer bir güçlü öğesi de örnek olmaktır. Kızlar annelerini, erkekler
babalarını, daha ileri yaşlarda öğretmen, arkadaş veya farklı yetişkinleri örnek
alırlar. Ancak toplumumuzda yetişkinler dünyası, söylediğimi yap, yaptığımı
yapma ilkesi üzerine kurulmuştur. Anne-baba çocuğunu döver, ancak çocuk
kardeşini dövünce çok kızılır. Baba komşuya evde olmadığımı söyle der, ama çocuk
yalan söyleyince kızılır, yalan üzerine konuşulur. Çocuğunun küfür ettiğinden
yakınan bir anne "bu geri zekalı da nereden öğreniyor bunları" demişti bize.
Öğütlerden çok istenilen davranışları örnek olarak göstermek güçlü bir
yöntemdir.
4. Çocuğu Dinlemek
Çağdaş anne-baba eğitimine getirilen yeni bir yöntem de çocuğunu
dinleyebilmektir. Bu yetenek kazanılır ve öğrenilir. Çocuğu gerçek dinleme
sessizlik, anlayış, empati (kendini çocuğun yerine koyarak, olaya bakabilme
yeteneği) ve yorumsuz dinleyebilme yeteneği gerektirir. Çocuğu dinlemek onun
isteklerini mutlaka yerine getirmek değildir. Dinlemek o sırada sorunu olduğunu
anlatan kişiyi rahatlatmak, anlayabilmek demektir.
Çocuk konuşurken dinlenildiği zaman:
Konuşma yeteneği, kelime hazinesi gelişir, kendini rahatlıkla ifade eder.
Çocuk derdini ve sorununu davranışla göstermek yerine (saldırganlık, ağlama, huysuzluk) sözle ifade ederek rahatlar.
Anlaşıldığını hisseden çocuk kendini daha huzurlu ve güvenli hissettiği gibi, sorunlarını konuşarak halleder.
Çocukla anne-baba arasında bir yakınlık doğar, çocuk onlara danışır, diyalog doğar.
Söyledikleri dinlenen çocuk da, anne-babasını dinlemeye başlar.
5.
Yıkıcı Kızgınlık İfadesinden Yapıcı Kızgınlığa
Kızgınlığın yapıcı ve olumlu ifadesi, öğrenilmesi şart olan çok önemli bir
yaklaşımdır. Yıkıcı kızgınlığın davranış ifadesi dayak, sözel ifadesi de sözle
yaralamaktır. Kızgınlık genellikle SEN sıfatı ile dile getirilir. "SEN NE BİÇİM
ÇOCUKSUN" gibi.
Çağdaş anne-baba eğitiminde SEN yerine BEN kullanılır. BEN ile ifade edilen
olumsuz duygular "söylediklerime bu şekilde cevap verdiğin zaman çok
kırılıyorum" gibi bir konuşma çocuğu savunucuğa itmediği gibi, anne-babasının
duygularını daha iyi anlamasına, onları üzmemek için davranışını değiştirmesine
neden olur. Ben dili ile ifade edilen yapıcı kızgınlıktaki çatışmalar çözülerek
aile içi iletişim daha sağlıklı ve değerli olur. Sosyal bilimlerin ilerlemesi
sonucunda insan ilişkilerinde yararları geçerlilikleri saptanan bu yöntemler
aile içinde de her kişinin kullanabileceği uygulamalara dönüşmüştür. Geleneksel
katı yaklaşımların, kişilik gelişmesine zararları saptanmıştır. Zira çocuğumuzu
yetiştirmek ve eğitmek, aslında kendimizi eğitmek ve yetiştirmek demektir.
Yararlanılan Kaynaklar
Çocuk-Ana-Baba İlişkisi Prof. Dr. Rıdvan CEBİOĞLU Çocuk Akıl Sağlığı Uzmanı Emekli Öğrt. üyesi
Çağdaş Anne-Baba Eğitimi Neleri Kapsayabilir? Uzman Leyla NAVARO Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi




|
TC. Kırklareli
Valiliği Evrencik İlköğretim Okulu - 2006 Tüm hakları
saklıdır. |