ÇOCUK GELİŞİMİ

 

   ANNE-BABAYA ÖNERİLER

 

Bir çocuğun hayatının ilk dört yılında Anne-babalarından aldığı eğitimin önemi, dört yıllık kolejin verdiğinden çok daha fazladır

BİR GÜL FİDANI NASIL SUYA, HAVAYA , IŞIĞA VE TOPRAĞA MUHTAÇ İSE; ÇOCUK TA SEVGİNİN ŞEKATİN , KARŞILIKLI SAYGININ OLDUĞU MUTLU BİR AİLE TOPRAĞINA MUHTAÇTIR.

ÇOCUKLARIMIZ

*-Çocuklarımızı küçük yaşlarında ihtiraslarımıza kurban etmeyelim.
*-Çocuklarımız bizi nasıl mutlu edeceklerini düşünüyor,fakat onları nasıl mutlu edeceğimizi düşünmüyoruz.
*-Çocuklarımıza verebileceğimiz en iyi sermaye, bağımsız hareket kabiliyetidir.
*-Çocuklara anlayacakları yasa gelmeden masal anlatmak faydasızdır, Üç yasına kadar ninniler ,ondan sonrada masal ve kısa hikayeler gelmelidir. Ayrıca masal kahramanları küçüklerden seçilmelidir, çocuk tipleri kafasında kolayca canlandırabilmelidir
*-Oyun çocuğun en ciddi isidir. Oyun aslında zaman öldürme değil, bir öğrenme vasıtasıdır. Çocuk oyunlarını izleyin . ne kadar ciddi olduklarını görün.
*- Çocuk ihtiyaç anında annesini yanında görünce kendini güvende hisseder.
*- Çocuklar bebeklik anılarını unutsalar bile hayatı boyunca onun etkisinde kalırlar.
*-Çocuklarımız evet 'ten  önce hayır demeye öğrenirler. onlara evet demeyi biz öğretiriz.
*-Çocuklara hayatın bir yardımlaşma olduğunu öğretiniz.
*-Çocukları en kızdıran şey; kuru ve hükmedici nasihatlerdir.
*-Çocuk tek büyüyorsa alışılmış şeyleri değil ,onu ikinci plana atan büyükleri de kıskanır.

AILENIN VEREMEDIGI VE EKSIK BIRAKTIGI TERBIYEYI NE OKUL NEDE TOPLUM VEREBILIR. SIZ ANNELER...! GUL FIDANLARI YETİSTİREN, HER TURLU HURMETE LAYIK BAHCİVANLARSINIZ...

*-Çocukta kıskançlık duygusunun alevlenmesi çoğu zaman anne ve babanın yanlış tutumundan kaynaklanır.
*-Çocukları bir iş yapmış olmak ve adam yerine konmak kadar memnun edici bir şey yoktur.
*-Çocuğunuzda bazı davranış bozuklukları başlamış ise bunun altında kardeş kıskançlığı aramanız ve ona göre davranmanız yerinde olur.
*-Küçük kardeşle isiniz bittiğinde büyük olana ,simdi seninle birlikte olalım diyerek ona vakit ve sevginizi ayırdığınızı gösterin.
*- Çocuğunuz parmak emiyor yada tırnak yiyorsa asil problemin kendine güven duygusunu yitirmiş olduğunu anlayın.
*-Çocuklar olaylar arasında tuhaf bağlantılar kurarlar. işin ilginç yani bu bağlantılara kendileri de inanırlar.
*-Çocuklarınıza kavga ve savaş malzemesi olan oyuncaklar almayınız. asıl o zaman çocuklarınızı kendi elinizle sadist ruhlu yapmış olursunuz.
*-Çocukların pahalı oyuncakları olması demek ,onların daha çok eğlendikleri anlamına gelmez. kendi yaptıkları basit ve ucuz oyuncaklarla da çok mutlu olabilirler.
*-Çocuklarda, harcamaları gereken aşırı bir enerji vardır. Eğer bu enerjiyi boşaltabilecekleri kadar oyun oynamaya fırsat bulamazlarsa, evde çok haşarı ve kırıcı olurlar.
*-Çocuklara asla yapamayacağınız şeyleri vaat etmeyin.
*-Çocuklar en çok doktor konusunda söylenen yalanları affetmezler. kendilerini doktora götürürken ; hiç acımayacak. hiç bir şey olmayacak denir, halbuki doktor iğne yapmak zorunda kalabilir . dişçi ise diş çekmek, canı yanan çocuk anneye ve babaya olan güvenini kaybedebilir.

EĞER BUGÜN HALA TOPLUMDA İYİ İNSANLAR VARSA ;BUNUN ŞEREFİ OKULLARA AİT DEĞİL O İNSANLARI YETİŞTİREN AİLELERE AİTTİR.

*-Çocuklarınıza sevmeyi paylaşmayı öğretiniz, onlara daima kıskançlığın,nefretin bencilliğin zararlarını anlatınız, Terbiye sanatının başı da , sonu da budur.
*-Çocuklar anlayış ve fedakarlığı ailelerinden öğrenirler bunlar bir ailede yoksa sevgi saygıda olmaz.
*-Sebebi ne olursa olsun çocuklarınıza asla cinsiyetlerine zıt şekilde giyindirmeyin.onlara cinsiyetlerine uygun bir şekilde davranınız...sözümü mazur görün''zavallı çocuklar ahmak annelerin fantezileri yüzünden cinsel sapmalara uğrarlar''.
*-Çocuklarımızın olmak istediği değil de olmasını istediğimiz şekilde yönlendirmeye kalkarsak onları kendimizden uzaklaştırırız.
*-Çocuklarımıza baskı ile özür diletmeye çalışmayalım. pısırık ve silik olurlar.Görünüşte kibar söz dinleyen uslu çocuktur. ama gerçekte içine kapanık cesaretini kaybetmiş,kendisini bulamamış geleceğe güvenle bakamayan anne babasının gölgesinde yaşayan bir çocuk olurlar.
*-Hiçbir çocuk birbirini sevmeyen anne - babaya güven duymaz.
*-Çocuklarınıza ayıracağınız zaman , başka şeylere harcayacağınız zamandan çok daha kıymetlidir.

İYİ EĞİTİLMİŞ VE TOPLUMA KAZANDIRILMIŞ BİR GENÇ HEM AİLESİ, HEMDE TOPLUM İÇİN BİR SERVETTİR.

*-Çocuklarımız sandığımızdan daha anlayışlıdırlar.onları yeterince sever ve değer verdiğimizi gösterirsek bizi mahcup etmediklerini göreceğiz.
*-Çocuklar önlerinde kötü örnek olduğu zaman büyüklerden daha acımasız ve merhametsiz davranabilirler.
*-Çocukların ruhlarını ince ve hassas duygularla doldurmak istiyorsanız.onlara acımayı ve zayıfları korumayı öğretiniz. Tabiat ve hayvan sevgisi aşılayınız.çiçekleri böcekleri kuşları seyrettiriniz.
*-Bütün mesele çocuğun dilinden anlamak; onunla arkadaş olmak sevmek ve güven vermektir.
*-Çocuklarda müthiş bir öğrenme arzusu vardır.Anne babayı soru yağmuruna tutarlar . iyi-kötü doğru yanlış demeden her şeyi sorarlar
*-Çocuklarınızın sorularını en yalın en doğru şekilde cevaplayın sakın cevapsız bırakmayın.
*-Cinsel konularda sorduğu soruları hiç geçiştirmeden kısa ve onun anlayabileceği basitlikte cevaplayın..
*-Cinsel konularda sorduğu sorulara ayıp, günah,çirkin diyerek bastırmaya çalışmayın bu baskı ondaki merakı daha çok artıracaktır. ama basitçe vereceğiniz cevap onun kafasındaki soruyu çözecektir.
*-Çocuğa bu konuda vereceğiniz cevapta asla detaya girmeyiniz geçiştirmeyiniz de.
*-Çocuklar sözlerden ziyade davranışlardan etkilenirler. öyleyse sizde davranışlarınızda hep dürüst ve samimi olmalısınız.
*-Aşırı ilgisizlik kadar fazla ilgide zararlıdır. her şeyin dozunu yakalamak zorundasınız.
*-unutmayın bazı kayıplar vardır ki asla telafisi mümkün değildir. bu hatalar vardır ki bunların onarımı imkansız. işte Çocuklarımızda böyledir hata ve kayba uğramaması gereken önemli varlıklar.

 

 

ÇOCUKLARI TANIYOR MUSUNUZ? 

 

         Newsweek dergisinin 10 Mayıs’99 tarihli sayısının kapağındaki soru buydu. Amerikan toplumuna sorulan bu soru, “ana babaların çocuklarını ne denli tanıdığını” sorguluyordu. Amerika’da yaşanan şiddet olaylarını yaratan çocukların anne babaları, “onların böyle bir şey yapacaklarının akıllarının ucundan geçmediğini” söylemişlerdi. Pek çok anne baba için de durum hemen hemen aynıdır: “Benim çocuğum mu yapmış? Olamaz böyle şey. Benim çocuğum bunu yapmış olamaz.”

         Ergenlerin sorunlarının çoğu kez ortaya çıkan bir olayla patlak verdiğini açıklayan araştırmalar, anne babaların önce bir şok yaşadıklarını da belirtiyor. O zaman da yukarıdaki sorunun önemi çok büyük: “Çocuklarınızı tanıyor musunuz? Ne ölçüde tanıyorsunuz? İç dünyalarını biliyor musunuz? Sizinle paylaştığı şeyleri var mı? Çocuğunuzun arkadaşlarıyla neler konuştuğunu merak ediyor musunuz? Çocuğunuzla arkadaş mısınız?

         Bunu sorduğum her anne babanın önce tepkiyle karşılayıp, “Bilmez olur muyum, elbette tanırım, o benim çocuğum” dedikten sonra düşünmeye başladığını gördüm. Bir süre sonra “Tanıdığımı sanıyorum, ama belki de tam olarak tanımıyorum” dediklerini duydum. Hepimiz “çocuklarımızı tanıdığımızı” sanırız, ama nelerini tanırız, nelerini biliriz? Bir anne, çocuğunun hangi yemekleri sevdiğini, hangilerini sevmediğini çok iyi bilir de “çocuğunun hayal kırıklıklarını” bilir mi? Bir baba, çocuğunun okuldaki derslerinin hangilerinde daha başarılı olduğunu bilir, ama gelecekten neler beklediğini bilir mi?

         “Çocuklarımızın nelerini bildiğimizi” şöyle aklımızdan bir bir geçirirsek, “tutkularını, özlemlerini, korkularını, kaygılarını, kendisi hakkında neler hissettiğini” bilip bilmediğimizi sorgulayabiliriz. Böyle bir sorgulamayı gerçekten içtenlikle yaptığımız zaman, gerçekte çocuğumuzun iç dünyasındaki çok az şeyi bildiğimizi hayretle görürüz.

         Aslında “kendimizi yeterince tanıyıp tanımadığımızı” sorduğumuz zaman da bizi çok şaşırtan sonuçlara varabiliriz.

         Bu durumun çok önemli nedenleri var. Özetle görürsek:

·         Yeni teknolojilerve eğlence endüstrisi aile yapısını

Değiştiriyor, ergen çağındaki gençler daha çok yalnızlık içinde kalıyor. Evlerimizdeki televizyonlar, radyolar, bilgisayarlar, İnternet, giderek “evdeki konuşma ortamı”nı kaldırıyor, bunun yerini, herkesin kendi algısına, kendi değerlendirmesine dayalı “tekil uğraşlar” alıyor. Bu durumun giderek artan oranda “yalnızlaşma”ya, “birbirine yabancılaşma”ya yol açtığı görülmektedir. Artık bir ev içindeki insanlar birbiriyle ancak günlük gereksinmeler için konuşmakta, duygu ve düşünce paylaşımı ortadan kalkmakta, böylece ortak yaşam değerleri de silinmektedir.

·         İletişim ve bilgi teknolojilerinin, yaygınlaşması

yanında “pazar ekonomisi değerlerini” oluşturmakta yaygın biçimde kullanılması da sosyal değerlerde büyük bir değişime yol açmaktadır. Bu durum “çocuklar üzerindeki aile etkisini azaltmakta”, çevre etkisini arttırmaktadır. Bu çevre etkisinin de başında “yaşıtların etkisi” gelmektedir. Pazar ekonomisi değerleri ise “marka düşkünlüğü” ile, “moda ilgiler”i uyarmakla, “araba tutkunluğu” ile, “iyi yaşamayı harcanan para miktarı”yla ölçmeyle kendini göstermektedir. Bunların ruhsal ve sosyal doyum sağlayacak ölçüde elde edilememesi şiddet davranışları için altyapı oluşturmaktadır.

·         Gençlerin “özdeşleşim modelleri” büyük ölçüde

değişmektedir. Toplumların olumlu örnekleri olan “bilim öncüleri”, “büyük sanatçılar”, “adalet savaşçıları”, “güçlü politik liderler” artık özdeşleşim örnekleri olmamakta, yeni örnekler “çıkar dünyasının”, “şiddet ortamlarının”, “hızlı zenginlerin” içinde aranmaktadır.

·         Gençlerin sosyal değerlerini, inançlarını çevreleri

oluşturmaktadır. Bu yeni çevre de “yakın arkadaşlar”, “İnternet’ten bulunan gruplar”, TV ve sinemanın imajları olmaktadır. Buralardan gelen yoğun etkiler gençlerin “yeni sosyal değerleri”ni oluşturmaktadır. Bu değerlerle ailelerin geçmişten gelen değerleri arasındaki fark çok büyümektedir.

         Geçmişten gelen “arkadaşlık, dostluk, dayanışma” değerleri, günümüzün “rekabetçi yarışma ortamı”nda yitip gitmekte, yerini, ne yolla olursa olsun “üstün olma” değeri almaktadır. Gene “dürüst olma, hak ettiğini kazanma, kendi kazandığına sahip olma” değerleri de değişmekte, “ne yolla olursa olsun, kimin olursa olsun sahip çıkma” düşüncesi yeni fırsatçı yaklaşımın değeri olarak ortaya çıkmaktadır.

         Bütün bu etkenler birlikte düşünüldüğü zaman, yalnızlık duygusu, bunu gidermek için sanal dünyadan arkadaş bulma isteği (ve kolaylığı), bu yolla aktarılan yeni dünya düzeni değerleri, 12-19 yaş arası gençlerini büyük ölçüde değiştirmektedir.

         Peki, durum gerçekten de böyle, ama biz ne yapabiliriz? Bu konuyu da başka bir yazımızda ele alalım.

 

 

 

ÇOCUK ANNE-BABA İLİŞKİSİ

 

Çocuğun fizik ve akıl sağlığı içinde normal gelişmesi, hepimizin amacıdır. Bunun için çocuğun insan ilişkileri açısından da sağlıklı bir ortamda yaşamını sürdürmesi gerekir. Bugün eğitim ve sağlık koşullarını dengelemekle, daha kişilikli ve başarılı gençler yetiştirme olasılığı artmıştır. Çocuk, ayrı bir kişi, her türlü hak ve sorumluluğu olan bir varlıktır. Anne-babanın geçmiş yaşantılarından gelen kişilik, inanç ve arzularına çocuklar uymaya zorlanmamalıdır. Davranış bozukluklarında tedavinin temelini, çocukla anne-baba ve çevresinin çocuğa karşı tutumunu düzeltmek oluşturmaktadır. Örneğin; Tek çocuklarda, kalabalık akraba çevresinin üzerine düştüğü çocuklarda, onlara karşı gösterilen aşırı bağımlılığın yarattığı çeşitli duygusal bozukluklar görülmektedir. Bu düşkünlük çocuğun zihin ve kişilik gelişimini engellemektedir. 6-7 yaşlarında bile hala annelerince beslenen, anne-baba koynunda yatan çocuklar az değildir.

Her sağlıklı doğan çocuk sizin dengeli bakımınız altında sağlıkla büyüyebilir. Onun, kendinde varolan kendi ayakları üzerinde gelişme, kapasitesini tanımak ihtiyacını engellememek gereklidir. Tıpkı bir çiçek gibi bakım ve sevgi, olağan, makul ölçüde olmalıdır. Aşırı güneş ve su çiçeğe nasıl zararlı olabilirse, aşırı ilgisizlik veya düşkünlük de çocuk için öyledir.


Anne-Baba Eğitiminin Önemi

Günümüzde icra edilen tüm meslekler, eğitime tabi tutulmakta ve nasıl daha iyiye doğru götürülebileceği öğrenilmektedir. Bütün bunlar için enerji, zaman ve para harcanmaktadır. Toplumumuzun ve geleceğimizin ham maddesi olan çocuğun ev içinde nasıl gelişeceğini, eğitilip yetiştirileceğini öğrenip doğru uygulaması gereken anne-baba adaylarına da bu meslekte eğitim verilmelidir. Hemen hemen hepimiz, seçip seçmeme söz konusu olmadan, yetenekli olup olmadığımız soruşturulmadan, ön hazırlıksız, kurs-test almaksızın ve sınavlara dahi katılmadan yaşamımızın aşağı yukarı 20 yılını anne-baba mesleğinde geçirmekteyiz.

Anne-babalıkta çocuğu beslemek, giydirmek, sağlığını korumak ve onu okula gönderebilmek, iyi bir ebeveyn olmak için yeterli değildir. Günümüz çağdaş dünyası kişiliğini, zekasını ve yeteneklerini de geliştirmiş, kendine güveni olan bireyler aramaktadır. Eğitim sadece okulların sağladığı bir avantaj değildir. Gerçek eğitim evde alınan eğitimdir. Bu da sadece yanlışların düzeltilmesi, öğütlerde bulunmak, uyarmak anlamına gelmez. Çocuk eğitmek, yetiştirmek, çocuğun kişiliğinin tüm potansiyelinin gelişebileceği bir ortamı okul dışında ve okulu tamamlayıcı olarak ev içinde sağlamak ve bunun işlevliğini temin etmek demektir. Uçakların uçuşa hazırlandığı havaalanları gibi ev ortamları da çocukların hayata hazırlandıkları yaşama uçuş alanlarıdır.

Çocuk eğitiminin bir bölümünü yuva ve okullar yüklenmişse de, çocuk yaşamının 1/4'ünü okulda, 3/4'ünü evde geçirir. Bu açıdan bakıldığında çocukların yetiştirilmesinde anne-babanın rolü çok daha büyük ve önemlidir.

Anne-babalar günün 24 saatini, hem de tatil hakkı bile kullanmadan yaşamlarının 20 yılını bu meslekte geçirirler. Diğer mesleklerde deneme-yanılma uygulanabilir. Ancak anne-babalık mesleğinde deneme-yanılmaların sonucu ne yazık ki çok ciddi sorunlara sebep olmaktadır. Bu nedenle ciddi bir meslektir, eğitim gerektirir. Ayrıca bir sanattır. Geleceğin ve toplumun temel taşları olan en değerli varlıklarımız, çocuklarımız için bu sanatın öğrenilmesi, eğitilmesi gerekliliğine içtenlikle inanıyorum.


Çağdaş Anne-Baba Eğitimi Neleri Kapsayabilir?


1. Yüreklendirme ve Çabaların Takdiri

Çocuk yapılması gereken ve beklenen davranışlarda bulunduğunda hiç bir tepki gösterilmez, çocuğun böyle yapması normal görülür. Ancak yaptığı en küçük hatada hemen olumsuz tepkiler verirsek hatalı davranmış oluruz. İkaz ve tepkilerin işlevliği ancak olumlu davranışlara da gösterilirse geçerli olur. Olumsuz davranışlara verilen olumsuz tepkiler üzerine kurulu eğitim sisteminde çocuk kişilik ve yeteneklerini geliştirme olanağı bulamadığı gibi girişimciliğini de yitirir.

2. Olumlu Pekiştirme

Biz canlılar hazza yöneliğizdir, hoşumuza gidenleri tekrar duymak, yaşamak isteriz. Aferin, ne güzel olmuşun, sihirli bir etkisi vardır. İşte davranış mühendisliği denilen bilim dalı haz ve acı ilkesi üzerine kurulmuştur. Haz durumuna yaklaşır (yemek, okşamak, yakınlık, güzel söz) acı durumundan kaçarız (kötü söz, bağırma, acı verme, dayak, ceza).

Olumlu davranışı tekrarlatmanın, kalıcı olmasının en iyi yolu, o davranış görüldüğünde hemen olumlu tepki göstererek, davranışı pekiştirmektir. Aferin, çok iyi olmuş, çok hoşuma gitti gibi sözler hem davranışı tekrarlatmak için bir garanti, hem de aile içi sağlıklı iletişimin kaynağıdır. Bunlar zaten böyle olmalı deyip, tepki vermemek bir eğitim eksikliğidir.

Davranış mühendisliğinin diğer bir yöntemi kademeli yaklaşımlardır. İstenilen davranış yaklaşık olarak istenilene yakın hale geldiği zaman, anında olumlu pekiştirme yapılarak çabası yüreklendirilir. Örneğin; çocuk tabağındaki yemeğinin yarısını hiç uyarılmadan yedi, bitiremedi. Olumlu tepki, bugün yemeğinin yarısını ben söylemeden yedin, çok memnunum, şeklindedir. Çocuğun gayreti fark edilmiştir, yüreklendirilmiştir, pekiştirilmiştir. Böylece çocuk bu davranışı daha sık gösterir. Kademeli yaklaşmalar, davranış istenen kıvamda olmasa bile olumlu pekiştirme göstermek veya çabayı fark ettiğinizi göstermektir.

3. Örnek Olmak

Eğitimin diğer bir güçlü öğesi de örnek olmaktır. Kızlar annelerini, erkekler babalarını, daha ileri yaşlarda öğretmen, arkadaş veya farklı yetişkinleri örnek alırlar. Ancak toplumumuzda yetişkinler dünyası, söylediğimi yap, yaptığımı yapma ilkesi üzerine kurulmuştur. Anne-baba çocuğunu döver, ancak çocuk kardeşini dövünce çok kızılır. Baba komşuya evde olmadığımı söyle der, ama çocuk yalan söyleyince kızılır, yalan üzerine konuşulur. Çocuğunun küfür ettiğinden yakınan bir anne "bu geri zekalı da nereden öğreniyor bunları" demişti bize. Öğütlerden çok istenilen davranışları örnek olarak göstermek güçlü bir yöntemdir.

4. Çocuğu Dinlemek

Çağdaş anne-baba eğitimine getirilen yeni bir yöntem de çocuğunu dinleyebilmektir. Bu yetenek kazanılır ve öğrenilir. Çocuğu gerçek dinleme sessizlik, anlayış, empati (kendini çocuğun yerine koyarak, olaya bakabilme yeteneği) ve yorumsuz dinleyebilme yeteneği gerektirir. Çocuğu dinlemek onun isteklerini mutlaka yerine getirmek değildir. Dinlemek o sırada sorunu olduğunu anlatan kişiyi rahatlatmak, anlayabilmek demektir.

Çocuk konuşurken dinlenildiği zaman:

5. Yıkıcı Kızgınlık İfadesinden Yapıcı Kızgınlığa

Kızgınlığın yapıcı ve olumlu ifadesi, öğrenilmesi şart olan çok önemli bir yaklaşımdır. Yıkıcı kızgınlığın davranış ifadesi dayak, sözel ifadesi de sözle yaralamaktır. Kızgınlık genellikle SEN sıfatı ile dile getirilir. "SEN NE BİÇİM ÇOCUKSUN" gibi.

Çağdaş anne-baba eğitiminde SEN yerine BEN kullanılır. BEN ile ifade edilen olumsuz duygular "söylediklerime bu şekilde cevap verdiğin zaman çok kırılıyorum" gibi bir konuşma çocuğu savunucuğa itmediği gibi, anne-babasının duygularını daha iyi anlamasına, onları üzmemek için davranışını değiştirmesine neden olur. Ben dili ile ifade edilen yapıcı kızgınlıktaki çatışmalar çözülerek aile içi iletişim daha sağlıklı ve değerli olur. Sosyal bilimlerin ilerlemesi sonucunda insan ilişkilerinde yararları geçerlilikleri saptanan bu yöntemler aile içinde de her kişinin kullanabileceği uygulamalara dönüşmüştür. Geleneksel katı yaklaşımların, kişilik gelişmesine zararları saptanmıştır. Zira çocuğumuzu yetiştirmek ve eğitmek, aslında kendimizi eğitmek ve yetiştirmek demektir.


Yararlanılan Kaynaklar

Çağdaş Anne-Baba Eğitimi Neleri Kapsayabilir? Uzman Leyla NAVARO Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

bilegtdestekhaydikizlar yasasinokulegtdestek
 

TC. Kırklareli Valiliği Evrencik İlköğretim Okulu - 2006  Tüm hakları saklıdır.
Sitemiz en iyi 1024*768 çözünürlükte görüntülenir.
Tasarım: Seyfettin PALABIYIK - Mert TOKER

 

 

 

 
  Anasayfa
  Haberler
  Videolar
  Tarihçe
  Personelimiz
  Hedeflerimiz
  Atatürk Köşesi
  Okulumuzdan
  Mezunlarımız
  Başarılarımız
  Rehberlik
  Velilere Öneriler
  Resim Galerisi
  Siteyi Hazırlayan
  Ziyaretçi Defteri